Hakkında

Ressam İsa Ruhi Koray

İstiklal Madalyası1310 yılında (M.1894) İstanbul’da doğan İsa Ruhi Koray, Birinci Cihan Harbi sırasında tabip namzedi olarak Çanakkale ve Suriye cephelerinde, İstiklal Harbi’nde ise İhtiyat tabip yüzbaşı sıfatıyla önce Amasya ve çevresinde, ardından da Garp Cephesinde 4. Kolordu’da görev yaptı. Afyon Karahisar ve Dumlupınar Muharebelerinde gösterdiği fedakarlıklardan ötürü TBMM’nin 6 Teşrinisani 1338 (M.1922) tarihli kararı uyarınca beyaz şeritli İstiklal Madalyası ile ve yine TBMM’nin 2 Ocak 1928 tarihli kararı uyarınca da kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edildi.

Cerrahi ihtisasını 1924 yılında Bursa’da yaptı. Memuriyetine Tarsus Devlet Hastanesi’nde başladı. Oradan Giresun Devlet Hastanesi’ne tayin edildi. Bunun ardından, 1936 ile 1950 yılları arasında Çankırı Devlet Hastanesi’nde 14 yıl başhekimlik yaptı. Oradan Isparta’ya intikal etti ve 1952 yılında başlayan emeklilik hayatı 1965 yılında vefat etmesine kadar sürdü.

Çalışma hayatı ana hatlarıyla böyle…

Resim çizmeye bu alanda hiçbir eğitim görmeden çocuk yaşlarında amatör olarak başladığı, hatta 19-20 yaşlarında bundan bir miktar gelir bile edindiği 1915 yılında tutmakta olduğu hatıra defterine düştüğü notlardan ve sayfa aralarına çizdiği insan manzaralarından anlaşılıyor. Şunları yazmış:

“Hiç olmazsa sulh zamanında yaptığım birkaç resimden oldukça bir şey alıyordum. Şimdi bu da yok. Bakalım bir iki resim yaparak büyük otellerdeki bazı dükkanlara götürmek istiyorum. Fakat hiç ümidim yok. Ancak teşebbüs etmedim dememek için bir kere müracaat edeceğim. İnşallah muvaffakiyet hâsıl olur.” (3 Kasım 1915/İstanbul)

Nüfus Cüzdanıİstiklal harbinin devam ettiği yıllarda memleketimize ait köylerin, kasabaların, askerlerin, köylülerin karakalem resimlerini vakit ve imkân buldukça çizermiş. Tabip yüzbaşı olarak hizmet ettiği Dördüncü Kolordu’nun dilinden düşürmediği komutanı Kemalettin Sami Paşa’nın kendisine, ”Ruhi, hangi resmi yaparsan yap, nasıl yaparsan yap, bana getireceksin; göreceğim” dediğini ben çocukken anlatırdı. Tarihi nitelikteki bu resimlerin bir kısmını hatıralarını da kaydettiği defterlerde çok uzun yıllar sonra mucize sayılacak bir şekilde buldum. İstiklal Harbimize dair bu defterlerin haricinde çizdiği karakalem resimlerin aradan geçen geçen yüz yıl boyunca şurada burada kaybolup gittiği anlaşılıyor. Buna üzülmek gerek, çünkü İstiklal Harbi’mizden resmi yazışmalar dışında tarihi vesika olarak kalanların ne yazık ki neredeyse tamamı önde gelen insanlarımızın toplu olarak çekilen fotoğraflarından ibarettir.

İsa Ruhi Bey emekliye ayrılmasının ardından, vaktinin çoğunu bir muayenehane açmak suretiyle memleketi olmayan Çankırı’da geçirmeye başladı. Eşini kaybettikten sonra Ankara’daki kızının yanına yerleşmedi ve 1965 yılında vefat edene kadar Çankırı’da tek başına yaşamayı tercih etti. Gösterişsiz bir insandı. Eşinin yüksek çevrelerdeki akrabalarının mekânı olan Ankara’yı hiç sevmez, mecbur kalmadıkça oraya gitmezdi.

Bugünkü tabirle ‘üst düzey’ insanlarla yakınlık kurmaya hiç heves etmezdi. Kitap okuyacak derecede Fransızca bilen, hem senfonik müziğe hem de klasik Osmanlı müziğine vakıf olan, zengin bir edebiyat kültürü bulunan İsa Ruhi beyin kendisini övdüğüne hiç şahit olmadım. Kalenderdi. Otelci Nazmi, berber Ali, terzi Niyazi gibi sade insanlarla yetinir, onlarla dereden tepeden muhabbet etmeye bayılırdı. Ahbaplık kurduğu insanların da şöyle veya böyle bir özelliklerinin bulunmasını ister, mizah duygusu yüksek olanlara bilhassa yakınlık gösterirdi. Beraber olduğu her insana karşı alçak gönüllü ve sıcaktı. Buna rağmen, onları kendisine karşı laubalilik yapmaktan uzak tutan bir tarafı vardı.

Havaların iyi ve sağlığının müsait olduğu zamanlarda araba tutup kırlara çıkardı. Manzarayı seçtikten sonra peyzajı bir oturuşta tamamlardı. Gördüğü manzaraya o yılların Türkiye’sine mahsus bir hüzün katardı. O hüznü hissetmek için 1950’lerin Türkiye’sini tanımak gerekir.

İsa Ruhi bey 1924 yılından itibaren bütün hayatını Anadolu’da geçirmiştir. İstanbul’a bir daha hiç gitmediği içindir ki, manzara resimlerinin tamamı Anadolu’ya, ağırlıklı olarak Giresun’a, Çankırı’ya ve Ankara’ya dairdir.

1958 yılında bazı dostlarının bitmez tükenmez ısrarları ve iş bitiricilikleri neticesinde Ankara’da bir resim sergisi açtı. Bir takım resimleri satıldı. Bunlardan üçü halen Ankara Milli Kütüphane Kolleksiyonunda bulunuyor.

Hayatı boyunca yaptığı çok sayıdaki karakalem ve suluboya resimlerin büyük bir kısmı vefatından bu yana kim bilir nerelerde kalıp gitti, ne yazık ki artık bulunamaz bir hale geldi.

Toplayabildiklerimi bu sitede takdirlerinize sunuyorum.

Cemal Özgüven
(Torunu)



Bu eserlerin sizlere sunulabilmesi için verdiği emek ve teknik destekten dolayı Ozan Bilgiseren'e, desteklerinden dolayı Hayriye Savaşçıoğlu'na sonsuz teşekkürler.


İsa Ruhi Koray

İstiklal MadalyasıBorn in Istanbul in the year 1894, Isa Ruhi Koray served as an intern medical officer during the First World War on the Dardanelles and Syrian fronts. In the ensuing Turkish War of Independence (1919–1922), he served as a reserve medical officer (in the military rank of captain) in Amasya and its environs and then in the 4th Corps on the Western Front. Due to his sacrifices during the battles of Afyonkarahisar and Dumlupınar, he was awarded two Medals of Independence in accordance with the resolution of the Turkish Grand National Assembly. The first medal, with a white ribbon, was awarded on 6 November 1922 and the second one, with a red ribbon, on 2 January 1928.

He specialized in surgery in 1924 in Bursa and started his civil service at Tarsus State Hospital. From there he was appointed to Giresun State Hospital. Between the years1936 and 1950, he served as chief medical officer at Çankırı State Hospital. He then moved to Isparta and, in 1952, began his life in retirement, which continued until he passed away in 1965. This broadly summarizes his professional life.

The notes he left in the memory book he kept in 1915 and the human landscapes he drew between the pages show that he started painting as an amateur when he was a child, without any education in that field of art. He even acquired some income from it when he was 19-20 years old. He writes:

“At least I was getting something from a few of the drawings I made during the time of peace. Now this is not possible (either). Let's see, I want to take a drawing or two to some of the shops in the big hotels. But I have no hope. However, I will try once in order not to say that I did not attempt to do it. I hope success will come.” (3 November 1915/Istanbul)

Nüfus CüzdanıDuring the War of Independence, he drew charcoal pictures of the villages, towns, soldiers and villagers of our country whenever he found time and opportunity. He used to tell me when I was a child that Kemalettin Sami Pasha, the commander of the 4th Corps (whom he never ceased to mention) said to him, “Ruhi, whatever drawing you make, no matter where and how you do it, be sure to bring it to me; I will see it.” I found some of those drawings of historical value in the notebooks in which he recorded his memories. It is a miracle in itself that I somehow got hold of those notebooks almost 100 years later. His charcoal drawings of the War of Independence, apart from those in his notebooks, have disappeared here and there in the many years since. We should be sorry about this because almost all of what is left as historical documents from the War of Independence, except for the official correspondence, consists of photographs taken collectively of leading figures in the war.

During his years in retirement, Isa Ruhi Bey began to spend most of his time in Çankırı, which was not his home town, by opening a doctor’s (consulting) office. After losing his wife, he did not settle with his daughter in Ankara and chose to live alone in Çankırı until he died in 1965. He was an unpretentious person. He regarded Ankara with distaste – the place where his wife's relatives in high circles lived – and he did not go there unless obliged to.

He had no wish to get close to what we call ‘high-level’ people. Even though he knew enough French to read books, was acquainted with both symphonic music and classical Ottoman music, and had a rich literary culture, I never heard him praise himself. He was not lofty. He was content with ordinary people like Nazmi the hotelier, Ali the barber and Niyazi the tailor, and was fond of chatting with them casually. He wanted the people around him to be qualified in some respect and was particularly close to those with a good sense of humor. He was humble and warm to the people he was with. Even so, he had a trait that kept them all away from being too free and easy towards him.

When the weather was fine and he was in good health, he took a car to the countryside. After selecting the landscape, he would complete a painting of it in one sitting. What he added to the landscape in his painting was the melancholy that was unique to the Turkey of those years. To feel that melancholy, you have to have known the Turkey of the 1950s.

Isa Ruhi Bey spent his whole life in Anatolia from 1924. Because he never went to Istanbul again, all of his landscape paintings depict Anatolia, mainly the cities of Giresun, Çankırı and Ankara

Owing to the inexhaustible persistence and adroitness of his close friends, he held an exhibition in 1958, and a number of the paintings were sold. Three of those are currently in the Ankara National Library Collection.

Who knows where the bulk of his innumerable charcoal and watercolor paintings have disappeared to since he passed away. Regrettably, they are no longer available.

All that I have fortunately been able to gather is presented on this site for your appreciation.

Cemal Özgüven
(Grandson of İsa Ruhi Koray)